Toksik Pozitivizm Yüzyılı

Bahsettiğimiz elbette ki her an depresif bir halde olunmasını normalleştirmek veya sürekli serzenişte bulunulmasını olağan saymak falan değil. Ancak, sürekli "pozitif olma" halinin, normalleştirilmesinden öte; duruş olarak bir “gereklilik”e dönüştürülmesine laf atıyoruz aslında. Çünkü bu “yüksek olma” tavrı o kadar abartıldı ki başlı başına “toksik” bir duruma dönüştü. Neden mi?  Çünkü insan doğası gereği sürekli mutlu, eğlenceli, enerji dolu olamaz. Arada sırada negatif hissettiği anlar, kimi zaman depresif olduğu günler, konuşmak istemediği dönemler, içine kapandığı hafta sonları, yalnız kalmaya ihtiyaç duyduğu saatler, duygularını veya acısını paylaşacağı anlar olacaktır. Asıl mesele, tüm bunlardan ötürü kendisini yetersiz ya da suçlu hissetmemesidir.

Kendinin En İyi Versiyonuna Ulaş

Fakat son yıllarda kişisel gelişim başlığı altında, insana özgü olan kimi anlar, duygular, dönemler bir “başarısızlık”, “aşılması gereken bir sorun”muş gibi lanse ediliyor. Halbuki hayatın gerçeği böyle mi, elbette ki değil. Sürekli surette kendinin en iyi versiyonuna ulaşılması hedef olarak belirlenirken, şahsımıza dair açık aramaktan yorulduk.  

Böyle bir versiyon var mı, bilemiyoruz… Gerçekliği var mı o da meçhul. Bir de neye göre “en iyi versiyon”? Belki bu dönüşüme “evet” demek bile kendimizin en iyi versiyonuna ulaşmaktır kim bilir. Hayat değişkendir, zaman sabit değildir, insan esnek ve uyum sağlayabilen bir varlıktır. Yıllar yılları kovalarken en iyinin en iyisine ulaştığımız pek çok an olacaktır. Önemli olan iç huzuru yakalamak ve kendinden razı olmaktır.

Nedir Bu Toksik Pozitivizm?

Ne olursa olsun pozitif düşünme hali… Ama bunu yaparken gerçek duyguları reddetmek veya bastırmak da denilebilir bu yaklaşıma. Yani olumlu tarafından bakmaya çalışırken, ortadaki durumla dürüst bir şekilde yüzleşmekten geri durmak. Öfkelenmenin, üzüntü duymanın sanki bir zayıflıkmış, sorunmuş gibi algılanması. Duyguları başkalarıyla paylaşamama hali, yalnız hissetme.  Toksik pozitiflik, “iyilik” zannedilen ama baskıcı bir yaklaşım.  Halbuki insan kızar, sevinir, korkar, ağlar ve umut eder.  “Sağlıklı iyi olma hali” duyguların kabulüyle olur.

Günlük Rutinler Baskısı

İllaki sabahın beşinde kalk… Eğer böyle yaparsan hayat değişir… Ki değişir, yalan yok. Bir insan her sabah 05.00’ta uyanıp, gününü planlarsa zaten yaşam eskisi gibi olamaz. Sabah 05.00 yahu! Ama… bunu herkes tercih etmeyebilir, yapamayabilir, rutini farklı olabilir. Kısaca bunu yapmıyor diye özür dilemek zorunda değildir. Herkes güneşi selamlamayabilir, sabah-akşam olumlama yapmayabilir… “Şimdi neler mümkün?” diye sormayabilir, hadi diyelim sordu; cevap alamayabilir. Ya da sormadı, cevap önüne de çıkabilir. Çünkü zamanın akışı ve yaşam kendi içinde gizemlidir. Herkes ağaçlara sarılmayabilir, ayağını toprağa basmayabilir. Bunların hepsi çok şifalı hamlelerdir, fakat günümüz dünyasında bu eylemler mutlu olmak, şifreni çözmek için birer zorunluluk haline gelmemelidir. Bunu yapmayanın kendini bulamayacağını kim iddia edebilir?

Dolayısıyla biraz salmak gerekir… Her hamlenin, her cümlenin altında yatan mana, birisine kazık attığın zaman “ama benim 2,5 yaşından kalma travmamla bağlantılı olarak…” savunmaları, kendimin en iyi haline dönüşmek zorundayım baskısı, “beni deli sanmasınlar” diye, aslında haklı tepkini gösterememe sıkıntılarını biraz salın. İnsan olmanın bazı özellikleri vardır, kimse de size madalya takmayacağı gibi dünyanın kimseye de iyilik borcu yoktur. Elbette ki kendinizi geliştirmeye niyet edin, farkındalığınızı artırın, olgunlaşın, sorumluluk alın ama kendinizle yüzleşerek ve barış imzalayarak bunu yapın. Bu yüzyılın “Yalandan Pollyanna”cılığına kanmayın.

M.Neslihan PERKER

 

 

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!