Likya Yolunda Bir İçsel Dönüşüm Hikayesi

Söyleşi: Zehra KILIÇ

 

1- 10 yıl önce 540 kilometreyi tek başına yürüyerek bu yola "bodoslama" girmişsiniz. Şehir hayatında adım atmaya çekinen birine, yola çıkma cesareti konusunda verdiğiniz "gizli inisiyasyon"un temelinde ne yatıyor?

Aslında o bahsedilen inisiyasyon benim tekelimde değil. O, tamamen Toprak Ana’nın ve Yol’un kendi işidir. Ben olsa olsa o durağanlığı bozan, kişiyi yerinden sıçratan bir 'eylem tetikleyicisi' olabilirim.

On yıl önce yolu 'bodoslama' yürüyüşümün arkasında büyük bir plan değil, devasa bir 'şişme' hali vardı. Olduğum yerde daha fazla duramıyordum. Bir yere varmak gibi bir derdim yoktu; sadece gitmek istiyordum. İçimdeki o kördüğümde hangi dert bana ait, hangisi değil seçemez hale gelmiştim. Yapılacak tek şey vardı: Tüm o dertleri tek bir kılıfa sığdırıp, sadece iki bacağımı kullanmaya başlamak.

Yola çıkma cesaretini kişi kendi içinde bulur; ben sadece o cesaretin açığa çıkabileceği alanı tutuyorum. Eğer yürümeyi sadece bir 'doğa aktivitesi' olarak görmüyorsak, zihnin kapılarını aralayabileceğimiz nadir yerlerden biridir. İnsan yürürken aslında kendi içindeki o rehberin sesini açar.

O ses yükseldiğinde, benim rehberliğimin lafı bile olmaz. Ben sadece o kırmızı beyaz çizgileri biraz daha görünür kılıp önden yürüyorum ki, zihin o kalabalıkta kaybolmasın. Çünkü biliyorum, zihin bedenden çok daha hızlı kaybolmaya meyillidir.

Bunu bazen yolda çok somut görüyorsun. İlk gün daha 5. kilometrede “ben bunu yapamayacağım” diyen biri, üçüncü gün yürüyüş bittiğinde “ben neden hayatımın diğer yerlerinde de bu kadar erken vazgeçiyorum?” diye sorarken buluyor kendini. Yol bazen insana hiç sormadığı soruları sorduruyor.

 

 

Önümüzdeki ilk turunuz ne zaman başlayacak?

30 Nisan ve 4 Mayıs’ta, ayrıca 15–19 Mayıs tarihlerinde ilkbaharın son yürüyüşleri var. Sonrasında sonbahar yürüyüşleri başlayacak.

Ama benim asıl ilgilendiğim yer burası değil. Eğer biri gerçekten yürümek istiyorsa, bu yolun Likya Yolu olmasını istiyor ama tek başına çıkmaya cesaret edemiyorsa; işte o zaman birlikte oturup yolu konuşuyoruz.

15–19 Mayıs sizin için “o an” olmayabilir. Ama gerçek bir niyet varsa, o yürüyüş kendi zamanını zaten yaratır. Ben sadece o zamanı hayata geçirecek teknik ve ruhsal zemini hazırlıyorum.


3-"Gölgelerimizle yürümek" ve İnanna’nın yer altına iniş hikayesi oldukça büyüleyici. Plaza hayatının "parlak ve hatasız" görünme zorunluluğundan gelen bir beyaz yakalı için, kendi gölgeleriyle tanışmak yürüyüşün sonunda nasıl bir dönüşüm yaratıyor?

Beyaz yakalı ya da mavi yakalı fark etmez; yol, üzerimizdeki tüm yakaları sökmek için oradadır. 'Parlak ve hatasız' görünme zorunluluğu, ilk büyük yokuşta zaten anlamını kaybeder.

İnanna yer altına inerken onu 'kraliçe' yapan ne varsa bırakmıştı. Biz de yolda unvanlarımızı, vitrinimizi ve o hiç hata yapmayan maskelerimizi bırakıyoruz. Bu bir tercih değil, yolun dayattığı bir gerçeklik.

Parlak görünmek ya da çok hatalı olduğunu düşünmek… ikisi de taktığımız bir 'yaka'. Bunun sonunda ne olur? Sadece üzerinde memnun olmadan taşıdığın şeyleri fark edersin. Onları bırakıp bırakmamak sana kalır; ama o ağırlığı görmek bile başlı başına yeterlidir.

Yol seni sadeleştirir ve seni gerçek gücünle baş başa bırakır.

 

 

4-Yedi kişilik butik bir kontenjan ve özel bir "vibe" uyumu gözetiyorsunuz. Bu küçük grubun enerjisi, modern dünyanın kalabalık ve anonim iş ortamlarından gelen katılımcılara ne hissettiriyor?

Maksimum yedi kişi olmamız butik bir tercih değil; yolun doğası gereği oluşan bir sınır. İnsan sayısı arttıkça sessizlik azalır, zihin o boşluğu doldurmaya çalışır.

Oysa gerçekten yorulduğun bir yoldaysan, etrafında yoğun bir insan trafiği istemezsin. Herhangi bir pozisyonda olmamak insanı rahatlatır.

Rahat olmak bir ayrıcalık değil, doğallıktır. Yolda insan kendi fabrika ayarlarına biraz daha yaklaşır.

 

 

5-"Muhabbet sofrası" dediğiniz o samimi ortam, kurumsal dünyanın hiyerarşik iletişiminden sonra katılımcılarda nasıl bir çözülme sağlıyor?

Bu sofra bir planla kurulmaz. Sevdiğim bir ağacın dibinde durup kahve pişiririm.

Doğada kimse kimsenin üzerinde değildir. Hepimiz yolun önünde birer yolcuyuz. Gerçek muhabbet de bu eşitlikten çıkar.

Statün muhabbete engel oluyorsa, o izni kimin verdiğini fark edersin. Bu bile yeterince şey anlatır.

6-"Orta Likya" parkuru hiç yürüyüş yapmamış biri için yorucu ama ulaşılabilir. Fiziksel yorgunluk, zihinsel bir boşalma (detoks) için bir araç mı?

Yorucu olmazsa yürüyüş olmamış demektir. Likya yolunu yürümüş de yorulmamış tek kişi görmedim. 

Aslında mesele sadece yorulmak değil; o yorgunluğun içinde, zihninden geçenlere ve o bitmek bilmeyen itirazlara kulak verecek o 'gözlemciyi' uyandırmak. Yola çıktığında zihin konuşmaya başlar; şikayet eder, eski defterleri açar, gelecek planları yapar. Pişmanlıkları hatırlatır. Ama yokuşlar dikleşip beden gerçekten yorulmaya başladığında, beden zihne o en gerçek ikazı yapar:

'Senin geçmiş ve gelecek fantezilerinle uğraşamam, burada bir yol yürümeye çalışıyorum, sus!'

Bu ikaz, zihni susturan en yalın uyarandır. O an, zihnindeki o 'çer çöpü', lüzumsuz gürültüyü görmeye başlarsın. Tüm bunlar olurken sen, o gözlemciye kayıt görevini çoktan vermişsindir: Artık beden anı ele geçirir. Bastığı yer, teri, susamışlığıyla bedenin o anki yaşam mücadelesi, zihnin de iş ortaklığı yapmasıyla devam eder.

İşte ne oluyorsa tam orada olur. Belki en çözemediğin, belki o an aklında bile olmayan bir sorunun cevabını alıverirsin. O cevap içeriden bir sesle gelir; 'Yahu şimdi aklıma geldi, ben bunu böyle yapayım!' der ve çocuksu bir mutlulukla yoluna devam edersin. Zihin ve beden el ele verdiğinde, Ruh ortaya çıkar. 

Ve bazen o cevap geldiğinde insan durup kalıyor. Yürümeye değil, ilk defa gerçekten duymaya başlıyor. O an çok sessiz ama çok gürültülü bir yer. Çünkü insan ilk defa kendine yalan söyleyemediğini fark ediyor.

 

 

7-Katılımcılara rota oluşturma ve haritalandırma gibi teknik bilgileri de veriyorsunuz. Bir beyaz yakalıya "doğada tek başına hayatta kalabilirim" güvenini vermek, onların profesyonel hayatlarındaki özgüvenini nasıl etkiliyor?

Kendi rotanı belirleyip onu yürüyebilmek insana temel bir güven verir.

Belirsizliklerin içinde sadece işaretleri okuyarak ilerleyebileceğini görmek, “yol bulma” yetini sana geri kazandırır.

Bunu yaşayan biri için, plaza hayatındaki krizler artık o kadar da büyük görünmez. Ölçek değişir.

8-Toprak elementinin sıcaklığı ve teri ile su elementinin "şımarıklığı" (tekne turu) arasındaki o denge, modern insanın iş-yaşam dengesi arayışına bir gönderme mi?

Bu bir denge kurgusu değil; yolun doğal akışı.

Yürüyüş biter, ter soğur ve su başlar. Kekova’ya vardığımızda zaten olmamız gereken yerdeyizdir.

Toprağın sertliğinden çıkıp suya girmek, bedenin en doğal ihtiyacıdır.

9-Kaş’tan Kekova’ya uzanan bu üç günlük hikaye bittiğinde, katılımcılar pazartesi sabahı ofise döndüklerinde ceplerinde en çok hangi "bilgiyi" veya "hissi" götürüyorlar?

Biraz kas ağrısı ve yüzlerinde kalan o ifade…

Kas ağrısı, “yaptım”ın en dürüst hatırlatıcısıdır. Ama asıl değişen şey şu: Dünya artık o ofisten ibaret gelmez.

Bazıları masasına oturduğunda şunu fark ediyor: Aslında hayatındaki birçok şeyi “istedi” diye değil, “alıştım” diye sürdürüyor. Bu küçük fark, büyük kararların başlangıcı olabiliyor.

 

10-Yalnız yürümek ile bir grupla yürümek arasında rehber olarak gözlemlediğiniz en büyük fark nedir? İnsanlar doğada kendileriyle mi yoksa diğerleriyle mi daha çok tanışıyor?

Yalnız yürümek ve grupla yürümek farklı ihtiyaçlara hizmet eder. Ama grupta en sık gördüğüm şey şu: Kendisiyle tanışmaktan kaçınan kişi, sürekli başkasını tanımaya çalışır. Bu sosyalleşme değil, sessizlikten kaçıştır. Bu yüzden arkadaş grupları zorlayıcı olabilir. Tanıdık konfor alanı zihnin açılmasını geciktirir. Ama yol uzadıkça bu kaçış sürdürülemez. Beden yorulur, zihin susar. Ve o boşluk açılır. İnsan ya yalnızken kendi sınırlarıyla ya da başkaları üzerinden kendi kaçışlarıyla tanışır.

 

11-Son olarak katılmak isteyen okurlarımız için bir mail adresi veya başvuru linki paylaşabilir misiniz?

Eğer içinizde “bir gün yaparım” dediğiniz bir yürüyüş varsa, o gün genelde kendiliğinden gelmiyor. Bir yerden tutup başlatmak gerekiyor. 

Instagramda buyukanne.co adresini kullanıyorum. zeynepbkr@gmail.com adresine de yazabilirler. 



0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!