Başarıyı Yönetirken Kendini Unutanlara: Mavide Bir “Reset” Hikayesi
One Portföy Yönetimi A.Ş.’de Fon Operasyon Müdür Yardımcısı olarak görev yapan Gamze Kader Altındağ ile gerçekleştirdiğimiz bu röportaj sizi denizin değil, zihninizin derinliklerine davet ediyor. Bir portföy yönetim şirketi çalışanı ile ekonomi konuşmamızı bekleyebilirdiniz. Ancak bu kez rotayı bilinçli olarak tersine çevirdik ve farklı bir serinin ilk adımını attık. Beyaz yakalı kadınların hafta sonlarını sıkıcı rutinlerle geçirdiğini düşünüyorsanız yanılıyorsunuz. Gamze Hanım gibi dalış yapan, yüzme eğitimleri alan ve kendine bambaşka bir dünya kuran pek çok kadın var. İlham veren bu hikayeye birlikte dalmaya ne dersiniz?
Beyaz yakalı hayatının yalnızca rakamlar, tablolar ve toplantılardan ibaret olmadığını; zihinsel dengeyi korumanın da en az finansal disiplin kadar önemli olduğunu hatırlatan bir hikâyeye kulak veriyoruz.
Hafta sonlarını “iş yetiştirme” döngüsünden çıkarıp suyun altındaki sessizliğe bırakan One Portföy Yönetimi A.Ş.’de Fon Operasyon Müdür Yardımcısı Gamze Kader Altındağ, dalışı sadece fiziksel bir aktivite değil, aynı zamanda zihinsel bir arınma alanı olarak tanımlıyor. Kontrol etmeye alışkın olduğumuz hayatlarımızdan çıkıp akışa uyumlanmayı öğrendiğimiz bu deneyimi, kendi sözleriyle konuştuk.

Dalış hayatınıza nasıl girdi?
Pandemiyle birlikte uzaktan çalışmaya geçince uzun süre Mersin’de kaldım. Hayat bir anda yavaşlamıştı günler sadece ekran başında geçiyordu ve ben kendime sorular sormaya başladım “ne yapabilirim nerde mutluyum en çok huzuru nerde buluyorum” Cevap hep maviye yani denize çıkıyordu. Maviye bakmak bile iyi geliyordu ama suyun altı başka bir merak uyandırdı. Biraz ürkütücü, konfor alanımın dışındaydı belki en çok bu yüzden cezbetti.

Beyaz yakalı yaşamla dalış arasında nasıl bir bağ kuruyorsunuz?
Beyaz yakalı hayatı sürekli kontrol etme refleksi üzerine kurulu. Ajandayı, süreçleri, zamanı, hatta bazen duygularımızı bile yönetmeye çalışıyoruz. Ama suyun altında kontrol sizde değil. Akıntıyla savaşamıyorsunuz. Uyumlanmayı öğreniyorsunuz. Bu, iş hayatında da bakış açınızı değiştiriyor.
Sizin için dalış bir spor mu, yoksa bir kaçış mı?
Aslında ikisi de değil. Ben dalışı zihinsel bir “reset” olarak görüyorum. Orada kimseye yetişmeye çalışmıyorum, kimsenin bir beklentisi yok. Sadece nefesime odaklanıyorum. Yavaş, sakin ve gerçek bir ana dönüyorsunuz. Bu da ciddi bir farkındalık yaratıyor.
Dalışın karakter üzerinde etkisi olduğunu düşünüyor musunuz?
Kesinlikle. Dalış disiplin istiyor. Sakin kalmayı öğretiyor. Panik yaparsanız hareket edemezsiniz; önce zihninizi dengelemeniz gerekir. Bu da gündelik hayatta stres yönetimini çok daha sağlıklı yapmanızı sağlıyor. Karakterle kurduğu bağ bence bu yüzden çok güçlü.

Yoğun kariyeri olan kadınlara özellikle önerir misiniz?
Evet, çünkü bu spor güç göstermekle ilgili değil. Kas gücünden çok denge ve farkındalık gerekiyor. Kendinizle baş başa kalabildiğiniz çok zarif bir alan açıyor. Sürekli üretmek zorunda olmadığınız, sadece “olduğunuz” bir zaman dilimi yaratıyor.
Suyun altında öğrendiğiniz en önemli şey ne oldu?
Bazen akışa güvenmek gerektiği. Her şeyi kontrol edemeyiz. Ama uyum sağladığımızda hem zihinsel hem fiziksel olarak çok daha güçlü hissediyoruz.
Suyun altındaki o derin sessizlikten sonra, karaya çıktığınızda sizi bekleyen kamp ateşi, doğayla baş başa kalmak ve yavaşlayan zaman… Bu ritüeller dalış deneyimini nasıl tamamlıyor, size neler hissettiriyor?

Suyun altındaki o derin sessizlikten sonra karaya çıktığında aslında dalış bitmiyor. Asıl başka bir ritüel başlıyor. Bu işin sosyal tarafı olmazsa olmaz. Teknede ya da tekne sonrasında kimsenin kartviziti yanında değil; önemli olan tekneye çıkarken uzanan o el, dalış elbisesini çıkarırken gelen destek, ekipman kurarken yapılan küçük bilgi paylaşımları. Muhabbetler “Ne iş yapıyorsun?” diye başlamıyor. “Dipte caretta vardı, gördün mü?” ya da “O ahtapot sana da bakıp kaçtı mı?” diye başlıyor. Ünvan yok, ego yok. Sadece aynı derinliği paylaşmış insanlar var. Zaman gerçekten yavaşlıyor. Telefon çoğu yerde çekmiyor ama kimsenin umurunda değil. O anın içinde kalıyoruz. Gün boyu teknede güneşi yemiş tenimizle akşam makyaj yapmaya bile ihtiyaç duymuyoruz; herkes en doğal haliyle. Çünkü burada dış görünüşten çok, paylaşılan hikâyeler ve düşünceler değerli. Tekne sonrası bazen ahtapotu nasıl yiyeceğimizi konuşuyoruz, biri müzik açıyor mesela dans etmeye oynamaya başlıyoruz sevdiğimiz insanlarla rakı kadehlerimizi tokuşturup sağlığa, dostluğa diyoruz. Benim için dalış, suyun altında gördüklerimden fazlası. Farklı mesleklerden, farklı şehirlerden insanlarla kurduğum gerçek bağlar var artık. Hayatın başka yerlerinde belki hiç kesişmeyecek yollar bir bakıyorsunuz hafta sonu planlarınızın parçası oluyor.
Zehra KILIÇ


Benzer Haberler
Milli Sporcu Defne Kurt Dünya Serisi’nde Yine Zirveye Yüzdü
Eşitsizlik Yük Olmasın
Bir Gün Değil Bir Tarih: 8 Mart Kadınların Gücünü Hatırlatıyor
8 Mart Özel: Dünya Tarihine Damga Vuran Kadınlar
Toksik Pozitivizm Yüzyılı
Kadın Başarısını Yutan Kara Delik: Matilda Etkisi
Dijital Doğan Nesil: Z Kuşağını Anlamak ve Uyumlanmak
Modern Dünyanın Cadı Kampları