Çocuk Gelişimi Uzmanı ve Yazar Jülide Karagül: “Çocuğunuzun Yolunu Onun Yerine Yürümeyin”

 

Okullar açıldı. Tatilin rahat düzeninden okul rutinine dönen çocuklar için bu süreç her zaman kolay geçmeyebiliyor. Kaygı yaşayan bir çocuğu nasıl anlayabilir, ona nasıl yaklaşmalıyız?

Çocuk Gelişimi Uzmanı ve Yazar Jülide Karagül: Kaygı yaşayan çocuk bunu her zaman “Ben kaygılıyım” diye söylemez. Karın ağrısı, baş ağrısı, uyumak istememe, ağlama, öfkelenme, anne-babadan ayrılmak istememe gibi davranışlarla gösterebilir. Burada ilk yapılması gereken kaygıyı hemen susturmaya çalışmak değil. “Korkacak ne var?” yerine “Seni zorlayan şeyin ne olduğunu merak ediyorum” demek çok daha kıymetli. Çocuk önce anlaşıldığını hissetmeli, sonra çözüm konuşulmalı.

 

 

Peki herkesi ilgilendiren akran zorbalığı… Bir çocuk akran zorbalığına maruz kaldığında bunu her zaman ailesine anlatamıyor. Bu noktada ebeveynler hangi davranış değişikliklerinden şüphelenmeli?

Jülide Karagül: Zorbalığa uğrayan çocukların hepsi eve gelip yaşadıklarını anlatmıyor. Hatta bazı çocuklar uzun süre hiçbir şey söylemeyebiliyor. Çünkü utanabiliyor, suçlanmaktan korkabiliyor ya da “Söylersem daha kötü olur” diye düşünebiliyor. Bu yüzden aileler çocuğun sözlerinden çok davranışlarındaki değişiklikleri takip etmeli. Okula gitmek istememesi, sık sık karın ya da baş ağrısından söz etmesi, eşyalarının kaybolması, okuldan aç dönmesi, uyku sorunları, ani öfke, içine kapanma, notlarda düşüş, daha önce sevdiği arkadaşlarından uzaklaşma gibi değişiklikler dikkat çekici olabilir. Ama burada önemli bir ayrım var, tek bir belirti bize “Bu çocuk kesin zorbalığa uğruyor” dedirtmez. Değişimin sürekliliğine ve çocuğun genel haline bakmak gerekir. Ebeveynin görevi sorgu memuru olmak değil, çocuğun konuşabileceği güvenli alanı oluşturmaktır.

 

 

Bir çocuk neden zorba olmayı seçer? Burada değişen ebeveyn tutumları, ekran alışkanlığı etkili mi ve diğer etkenler nelerdir?

Jülide Karagül: Ben zorbalığı sadece “kötü çocuk” meselesi olarak görmüyorum. Çocukların davranışlarının arkasında çoğu zaman öğrendikleri bir ilişki biçimi vardır. Bir çocuk evde gücün bağırmakla, küçümsemekle, tehdit etmekle ya da baskı kurmakla elde edildiğini görüyorsa bunu arkadaş ilişkilerine taşıyabilir. Sınırların hiç olmadığı ailelerde de tam tersine çocuk başkasının sınırını anlamakta zorlanabilir. Ekran konusu da burada önemli ama her problemi ekrana bağlamak doğru değil. Şiddetin eğlence olarak sunulduğu, aşağılamanın normalleştirildiği içeriklere uzun süre maruz kalan çocuklarda bu dil sıradanlaşabilir. Fakat ekran tek başına zorba bir çocuk yaratmaz. Bazen çocuk kabul görmek için zorbalık yapar, bazen kendi yaşadığı değersizlik duygusunu bir başkasını küçülterek kapatmaya çalışır, bazen de sadece grubun gücüne kapılır. Bu yüzden zorbalık yapan çocuğa yalnızca ceza vermek yetmez. “Bu davranışın arkasında ne var?” sorusunu da sormamız gerekir.

 

 

Türk toplumunda ebeveynlik anlayışının da değiştiğini görüyoruz. Eskiden çocukların eğitim sürecinde öğretmene daha fazla güvenilirken bugün ebeveynler çocuklarının okul hayatını çok daha yakından takip ediyor ve zaman zaman her sürece müdahil olabiliyor. Bu konuyla ilgili bir uzman olarak dikkatinizi çeken, Türk toplumunun sosyokültürel yapısı ve genetik kodlamasından kaynaklanan ve çok fazla ön plana çıkan bir davranış biçimi var mı?

Jülide Karagül: Bizim toplumumuzda çocuk çok merkezde büyütülüyor. Bu aslında sevgiden geliyor ama sevgi bazen fark etmeden aşırı korumaya dönüşebiliyor. Eskiden “Öğretmen ne dediyse doğrudur” anlayışı çok baskındı. Bunun da sorunları vardı. Bugün ise bazen tam tersi noktaya geldik, çocuk öğretmeniyle küçücük bir problem yaşadığında ebeveyn hemen araya giriyor, problemi çocuk adına çözmeye çalışıyor. Burada bence en dikkat çekici davranış “Çocuğum hiç üzülmesin, hiç başarısız olmasın, hiç zorlanmasın” isteği. Fakat hayat böyle bir yer değil. Çocuğu bütün hayal kırıklıklarından korumaya çalışırsak onu hayata hazırlamıyoruz, hayatla arasına kendimizi koyuyoruz. Çocuk bazen öğretmeniyle kendisi konuşmalı, arkadaş problemi yaşamalı ve çözmeye çalışmalı, bazen düşük not almalı. Çünkü dayanıklılık, hiç düşmemekle değil, düştükten sonra kalkmayı öğrenmekle gelişiyor.

 

 

Bu değişim çocukların özgüvenini, sorumluluk alma becerisini ve eğitim hayatını nasıl etkiliyor? Çocuğunun ödevini takip etmek, öğretmeniyle sürekli iletişimde olmak, aldığı notu sorgulamak… İlgili ebeveyn olmakla helikopter ebeveyn olmak arasındaki sınır nerede başlıyor?

Jülide Karagül: Bence sınır çok net, çocuğun yapabileceği şeyi onun yerine yaptığımız yerde helikopter ebeveynlik başlıyor. Çocuğun ödevi olduğunu bilmek başka bir şey, her akşam başında oturup ödevini kontrol etmek başka bir şey. Öğretmeniyle gerektiğinde iletişim kurmak başka, çocuk her sorun yaşadığında öğretmeni aramak başka. Çocuğun aldığı düşük nottan daha önemli bir şey varsa o da şu sorudur: “Bu notla ne yapacağını öğreniyor mu?” Eğer her eksik ödevin, unutulan kitabın, arkadaş tartışmasının ve düşük nottan daha önemli bir şey varsa o da şu sorudur: “Bu notla ne yapacağını öğreniyor mu?”Eğer her eksik ödevin, unutulan kitabın, arkadaş tartışmasının ve düşük notun arkasından ebeveyn koşuyorsa çocuk zamanla şunu öğreniyor: “Benim hayatımı birileri yönetiyor.”Sonra biz aynı çocuğa on altı yaşında “Biraz sorumluluk al” diyoruz. Oysa sorumluluk bir sabah aniden oluşmuyor. Küçük yaşlardan itibaren küçük sonuçları yaşamasına izin verdiğimizde gelişiyor. İlgili ebeveyn çocuğunun yanında yürür. Helikopter ebeveyn ise çocuğun önündeki bütün yolları temizlemeye çalışır. Aradaki fark tam olarak bu.

 

 

Yeni eğitim yılına girerken anne-babalara tek bir cümleyle tavsiyede bulunacak olsanız, çocuklarının hem başarılı hem de psikolojik olarak sağlıklı bir okul yılı geçirmesi için ne söylersiniz?

Jülide Karagül: “Çocuğunuzun yolunu onun yerine yürümeyin; yanında olun, güvenin ve yapabileceği şeyleri yapmasına izin verin.”

0 Yorum

Henüz Yorum Yapılmamıştır.! İlk Yorum Yapan Siz Olun

Yorum Gönder

Lütfen tüm alanları doldurunuz!

Trend Haberler

Reklam

300/2

Yazarlarımız

E-Bülten Aboneliği